Yazı Detayı
18 Haziran 2018 - Pazartesi 11:17 Bu yazı 5294 kez okundu
 
Köyde öğretmen olmak
Şükrü Çekinmez
 
 

- Aydın’a 24 kilometre uzaklıkta bir ova köyüydü. Seracılık, hayvancılık, pamukçuluk, zeytincilik en önemli geçim kaynaklarıydı. Bu köyden üç kilometre ilerde bir köyde yedi yıl çalışmıştım. O nedenle çevreyi iyi tanıyordum.

Köy Büyük Menderes’in güneyindeki dağların yamacında kurulmuş ilkönce. Köyde seracılık başlayınca bir çok aile ovadaki arazilerine taşınmışlar. Eski köyde kalan aileler çok azalmıştı. Köy aşağıda yeniden kurulmuştu.

Cami, köy odası, köy kahveleri, dükkânlar karayolunun iki kıyısına yeniden yapılmıştı. Okul da üç derslik ve iki lojmanlı olarak mezarlığın yanına yeniden yapılmıştı...

- Okulda üç öğretmendik. Müdür görevli Ali Bey ve eşimle ben. Köy kahvesine çıktığım ilk akşam köylülerden bazıları başıma toplanmışlardı. Ben daha gelmeden

ülkücü olduğum haberi gelmişti.

“Ülkücü değilim, aksine sol görüşlüyüm.” "Ama önce insanların anlaşmasından yanayım. İki insan anlaşamıyorsa orada uygarlık yoktur.” demiştim. Rengimi saklamamıştım bazı arkadaşlar gibi.

Bunun şu yararı olmuştu. İnsan ilişkilerinde siyaseti öne çıkaranlar benden uzak durmuştu. Bana yakın duranlarla çok iyi ilişkiler kurmuştum, sağlam dostlar edinmiştim.

İlk din bilgisi dersini camide işlemiştim. Köy imamı Yakup Hoca ile tanışmıştım. Yakup Hoca aydın bir din adamıydı. Öğretmenlerle ilişkileri iyiydi. Orada çalıştığımız dört yıl boyunca hep yanımızda olmuştu.O gün bazı köylüler, ”Hocam siz solcusunuz. Ama çocukları camiye götürdünüz” demişlerdi. Ben de ”Solcular camiye gitmez mi? Bu bir ders gezisiydi.” demiştim. Yakup Hoca da çok memnun olmuştu.

- Köylülerin hemen hemen hepsi sağ görüşlüydü. Sağa oy veriyorlardı.

Bir seçimde CHP’ye beş oy çıkmıştı.

Kendi aralarında, "Bu oyların dördü öğretmenler ve eşlerinin oyları, beşinci bilmem nesini bilmem ne ettiğimin çocuğu kim acaba?” diyorlar. Beşinci oyu vereni bir bulsalar bir kaşık suda boğacaklar.

- Ali Bey Aydın’a gidince müdür görevlisi öğretmen olmuştum. Okuldaki çalışmalarımız köylü tarafından izleniyor ve beğeniliyordu. “Düzenli olarak derslere giriyor, çıkıyorsunuz. Bizim zamanımızda öğretmenin beygirini dağda aramaktan, kuzularına ot yolmaktan ve öğretmenin traktörünü ittirmekten bir şey öğrenemiyorduk.” demişti bir genç.

Yaşlı bir kadın bir keresinde “ Allah razı olsun sizden.Siz geldiniz de çocuklarımız bir şeyler öğrendiler” demişti de gururlanmıştık.

- Her şeye rağmen köyde okula ve öğretmene ilgi çok değildi. Muhtar bütçeyi düşük bir tutar da gösteriyor. Bu tutarın yüzde onunu okulun hesabına yatırıyordu. Sonra asıl bütçenin iki üç katı tutarlı ek bütçe yapılıyor, okuldan para kaçırılıyordu. Yatırılan para sadece badana, boya, tebeşir masraflarına yetiyordu. Okul çevre duvarı yoktu, yapılamıyordu. Atatürk döneminde bir yasa ile köylere ayrılan gelir arazileri vardı. Demokrat Parti döneminin son muhtarı bu arazilere el koymuş ve o vakit okul müdürü olan öğretmen direnememişti. Bu öğretmen benim çalıştığım dönemde ilköğretim müdürüydü. Köy gelir arazilerini geri almak için girişimlerime, "Senden başka kurcalayacak yok mu?” diyerek ipe un sermişti. Başaramamıştım.

- Okuldaki su vardı, şebekeden yararlanan diğer köy muhtarı kapattığı için okula su gelmiyordu. Bazen günlerce susuz kalıyorduk.

Öte yandan köyün içme suyu deposunun üstünden taşan su Menderes’e akıp gidiyordu.

Çocuklara içme suyunu küpten veriyorduk. Küp kırılınca naylon bidondan vermeye başlamıştık.

Depodan akan suyu okula getirmek için muhtarla anlaştık. Birinci aza “ Ben öğretmene su bağlatmam” diye karşı çıkınca muhtar sözünden caymıştı. Sonraki günlerde önce bir kız çocuğu sarılığa yakalandı. Daha sonra da birinci azanın büyük oğlu sarılık oldu.

- 12 Eylül ve sonrası buradaydım.

- 12 Eylül öncesi çok sıkıntılı günlerimiz oldu. Bir akşam üzeri okul ile mezarlık arasındaki çıkmaz yola Burdur plakalı bir araç girmişti. İçinde takım elbiseli ve kravatlı insanlar vardı. Yoldan geri dönüp gitmişlerdi. Ortalık iyi değildi, can güvenliğimiz yoktu. Korkuyorduk. Bir gece bir araba gece 03.00 ye lojmanın arkasına gelmişti. Normalde buraya hiç araç uğramazdı.Eşim uyandırdı. Işığı yakmadan baktık. Sonraki günlerde karanlıkta oturduk günlerce. Kim vurduya gitmek istemiyorduk.

- Bir öğleden sonra köy kahvesine çıkmıştım.Mayıs sonlarıydı sanırım. Çetin’i vurmuşlar.

Cesedi Menderes’te bulunmuş.

Çetin çok sevilen bir öğretmendi. Çok iyi bir insandı . Dalama’da çalışıyor, Köşk'teki evine gidip geliyordu. Okuduğum gazeteye, dergiye karışılıyor. Gelip gittiğim yollara “ ....... komünistlere mezar olacak” yazıyorlardı.

- 12 Eylül darbesi oldu sonunda.

Kitapları naylonlara sarıp okul bahçesine gömmüştüm. Yakanlar da varmış. Yakmayı düşündüm, ama kıyamadım. Bir çok insan tutuklanmış, berede olduğu belli değildi. Tutuklananlara acımasız işkenceler uygulanıyor, işkencede ölenler oluyordu. Çok zor günlerdi .

- Bir gün muhtar köy odasına çağırdı. Yakup Hoca da vardı. O gece sabaha kadar köy odasında bekledik. Köylüler silahlarını getiriyor, teslim ediyorlardı. Adlarını yazıyor, imza attırıyorduk karşısına.

Sabaha karşı jandarma geldi. Toplanan silahları çuvallara doldurdular, götürdüler.

Ertesi gün radyo ve televizyonlarda, “Aydın ili merkez ilçesi ve köylerinde camilere , mezarlıklara ve köy odalarına atılmış olarak silahlar bulunmuştur.”

- 1981 yılının Ocak ayında bütün yurtta tüp sıkıntısı baş göstermişti. Sıraya giriliyor, on gün bekleniyordu. Üç çocuğum vardı. Çocuklarıma kış günü sıcak yemek yediremiyorduk. Eşim komşu köy evlerine gidiyor, onların ateşlerinde pişiriyordu yemeğimizi bazı.

Tüp sıram gelmişti . Öğleye kadar derse girdim. Aydın’a tüp almaya gittim. İzinsiz ayrılmıştım okuldan.

Müfettişler gelmiş. Bir sarı zarf bırakmışlar. 31.Ocak 1981 günü teftiş amacıyla okulunuza gelindiğinde, okulda bulunmadığınız, mesainizi aksattığınız saat 15.30 a kadar gözlenmiştir. Nedenini açıklayınız.

Dosdoğru yazdım. Tüp almaya gittiğimi.

Müfettiş Akif Bey, ”Hocam kapattık o meseleyi. Siz de dosdoğru yazmışsınız,” demişti.

- Bu arada büyük oğlum İlker okula burada başlamıştı. 1982 güz mevsimi kent sıramız gelmişti.

Köy hizmetimiz sonuçlanmıştı.

Müdür görevli olduğum için ayrılamıyordum. Bir döşek ve yastık bıraktık lojmanda. Talât’ın traktörü ile iki defada eşyalarımızı Aydın’da yeni evimize taşıdık.

Eylül ayı başında köye geldim. Okulu açtım. Yatmak için lojmana gittim akşam. Yattım. Ayaklarım kaşınıyor, cayır cayır yanıyordu. Uyuyamadım. Evi tahta kurusu sarmıştı. Okula gittim, yaz boyunca gelen yazıları dosyalarım diye.

Işığı açtım, yerler pire kaynıyordu.

Sabaha kadar oralarda ..

Nihayet yerime atanan sınıf arkadaşım Ayhan Bey geldi de oradan ayrılabildim.

- Aydın’a geldiğimde okullar açılmıştı.

Bir öğretmene emanet edilen öğrencilerimin iyileri aradan seçilmişti. Bana bırakılan grupta 12 yaşında çocuklar da vardı, 6 yaşında olanlar da.

Köydeki öğrencilerimiz daha iyiydi düzey olarak..

Köy öğretmeninin yaşamından bir kesit sunmak istedim size.

Köyde öğretmen olmak çok zordur.

Hele mesleği ve çocukları sevmezseniz daha da zordur.

 
Etiketler: Şükrü Çekinmez, Köyde öğretmen olmak
Haber Yazılımı