Enerya Doğal Gaz Reklam
Rıdvan Eşin
Maya Güzellik
Tuğba Kuruyemiş
Yazı Detayı
08 Nisan 2020 - Çarşamba 11:31 Bu yazı 1407 kez okundu
 
Covid-19 ve hukuki sonuçlarına kısa bir bakış
Aybüke Özdağ
 
 

Bir meslek hastalığı olarak koronavirüs (covid-19) ve hukuki sonuçlarına kısa bir bakış

GİRİŞ

Çin’in Vuhan eyaletinde ortaya çıkan ve oradan tüm dünyaya yayılan koronavirüs (Covid-19) salgını, hastanelerdeki yoğunluğun hızla artmasıyla birlikte hastalarla yakın temasta bulunan sağlık çalışanlarını da etkisi altına almaya başlamıştır. Salgının hukuki yansımaları düşünülerek bu çalışmada, ülkemizde koronavirüsten etkilenen sigortalı sağlık çalışanları açısından virüsün hangi şartlar altında meslek hastalığı olarak kabul edilebileceği ve buna bağlanan hukuki sonuçlar ele alınmıştır.

MESLEK HASTALIĞININ TANIMI

Sağlık personeli, insanların sağlığını korumak ve geliştirmek, hastalıkları teşhis ve tedavi etmek, ruhen, bedenen ve sosyal yönden tam bir iyilik halinin oluşturulmasını ve devamını sağlamak amacıyla, doğrudan çalışan kişiler olarak adlandırılmaktadır.[1] Sağlık çalışanları, mesleki çalışmaları sebebiyle bulaşıcı hastalıklar bakımından yüksek risk grubundadır ve pek çoğu hastalığın tanı, tedavi veya bakımı sırasında muhtelif kazalara maruz kalarak meslek hastalıklarına yakalanabilmektedir.

Meslek hastalığı ise, sigortalı bir çalışanın çalıştığı işin kendisinden kaynaklı olarak işin işleyiş biçimi veya iş ortamının şartları sebebiyle uğradığı akut ya da kronik hastalıklar, fizyolojik ya da ruhsal zararlar olarak belirtilmektedir. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunda ise şu şekilde tanımlanmıştır: “Mesleki risklere maruziyet sonucu ortaya çıkan hastalık” (İSGK m.1/1). 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 14. maddesinde de “meslek hastalığı, sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden kaynaklı tekrarlanan bir sebeple işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal engellilik halleri” olarak ifade edilmiştir.[2] Bu tanımdan yola çıkarak bir sağlık çalışanında koronavirüs saptanması sonucunda:

  1. Kişinin koronavirüsün tanı, tedavi ve/veya bakımının gerçekleştirildiği bir hastanede çalışıyor olması,
  2. Koronavirüsün kişiye çalıştığı sırada bulaşmış olması,
  3. Koronavirüsün bulaşma şekliyle kişinin çalışma ortamı arasında illiyet bağının bulunması, yani, koronavirüsün sağlık çalışanına çalıştığı ortamdan ve çalışma koşulları nedeniyle bulaşmış olması şartlarının bir arada bulunması halinde işverenin sigortalının meslek hastalığına yakalandığını öğrenme tarihinden itibaren en geç üç iş günü içinde Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirme yükümlülüğü vardır. Aksi takdirde, meslek hastalığı bildiriminde bulunmayan işverenden bildirim tarihine kadar geçen süre için sağlık çalışanına ödenecek olan geçici iş göremezlik ödeneği Kurumca tahsil edilecektir.

Sağlık çalışanlarına koronavirüs bulaşmasının Sosyal Güvenlik Kurumunca yetkilendirilen sağlık hizmet sunucuları tarafından usulüne uygun olarak düzenlenen sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgelerin, Kurumca gerekli görüldüğü hâllerde, işyerindeki çalışma şartlarını ve buna bağlı tıbbî sonuçlarını ortaya koyan denetim raporları ve gerekli diğer belgelerin, incelenmesi sonucunda hastalığın meslek hastalığı olup olmadığının Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Kurulu tarafından tespit edilmesi zorunludur; dolayısıyla tedaviyi yürüten hastanenin ve Sosyal Güvenlik Kurumunun yapacağı değerlendirmeler hastalığın meslek hastalığı olarak nitelendirilmesinin hukuki sonuçları bakımından önem arz etmektedir.

Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin beşinci bölümü içerisinde “Meslek Hastalığı” başlıklı madde 17’de meslek hastalıklarına ilişkin liste belirtilmiş, madde 18’de de bu hastalıklar beş ana grupta toplanmıştır:

• A Grubu: Kimyasal maddelerle bağlantılı oluşan hastalıklar

• B Grubu: Cilt hastalıkları

• C Grubu: Pnömonokyoz ve diğer solunuma bağlı olarak ortaya çıkan mesleki hastalıklar

• D Grubu: Bulaşıcı hastalıklar

• E Grubu: Fiziki etkenlere dayalı ortaya çıkan hastalıklar

Koronavirüs, Dünya Sağlık Örgütü ve Sağlık Bakanlığı tarafından bulaşıcı hastalık olarak tanımlanmakla birlikte henüz listedeki D Grubu’na dahil edilmemiştir. Yönetmeliğin 19/2. Maddesinde: “Bu listede yer almayan fakat görülen iş ve görev gereği olarak bulaştığı kesin olarak saptanan diğer bulaşıcı hastalıklar da meslek hastalığı sayılır. Bu husustaki teşhisin laboratuar deneyleriyle kanıtlanması gereklidir. Hastalığın en uzun kuluçka süresi yükümlülük süresi olarak alınır.” denilmek suretiyle bir bulaşıcı hastalık olan koronavirüsün de meslek hastalığı sayılmasının önü açılmıştır. Koronavirüsün bir meslek hastalığı olarak klinik ve laboratuvar bulgularıyla belirlendiği ve virüsün bulaşmasına yol açan etkenin sağlık çalışanının işyerindeki inceleme sonunda meslekten kaynaklanan bir hastalık olduğunun tespit edildiği hallerde, Sosyal Güvenlik Kurumunun veya sağlık çalışanının başvurusu üzerine Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun onayı ile koronavirüs meslek hastalığı sayılabilecektir. Sağlık çalışanları, Kurulun red kararı vermesi halinde Yargıtay’ın 28.06.1976 tarihli, 6 Esas ve 4 Karar Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı[3] uyarınca iş mahkemesinde dava açabilecektir. Ancak hastalığa mesleki faaliyet sırasında yakalanıldığının ispat yükü, sağlık çalışanına ait olacaktır.

Koronavirüsün meslek hastalığı olduğu iddiasıyla Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurulması sonucunda Kurumun denetim ve kontrol ile yetkilendirilen memurları tarafından veya Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş müfettişleri vasıtasıyla bir soruşturma yürütülebilir. Soruşturma, sağlık çalışanının çalıştığı birimin koronavirüs hastalığına yakalanmasına sebep olup olmayacağı, işverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesinin uygulanıp uygulanmayacağı, olayın meydana gelmesinde sağlık çalışanının kastı, ağır kusuru, işverenin kastı veya sağlık çalışanının sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi ile üçüncü şahısların kusurlu hâllerinin olup olmadığı hakkında karar verilebilmesi için yapılır. Eğer sağlık çalışanı, ailesi veya sosyal çevresiyle teması sonucunda ya da çalışma koşullarının gerektirdiği özel izolasyon önlemlerini (ağız, burun ve gözleri korumak amacıyla tıbbi maske ve gözlük takma ile koruyucu kıyafetleri giyme şartını) kasten ve kusuruyla ihlal ederek hastalığa yakalanmışsa artık koronavirüsün meslek hastalığı olarak sınıflandırılması mümkün olmayacak ve Sosyal Güvenlik Kurumunca bu olay için yersiz olarak yapılmış ödemeler varsa, gerçeğe aykırı bildirimde bulunanlardan ilgili mevzuat hükümlerine göre tahsil olunacaktır.

KORONAVİRÜSÜN MESLEK HASTALIĞI KABUL EDİLMESİNE BAĞLANAN HUKUKİ SONUÇLAR

Sosyal devlet ilkesi gereği Anayasal bir hak olan sosyal güvenlik hakkı, bireylere hukuki güvence sağlamanın yanında mesleği sebebiyle hastalığa yakalanması kaçınılmaz olan kişilerin ve yakınlarının meslek hastalığı sigortası ile mağduriyetini azaltmayı amaçlamaktadır. Koronavirüsün sağlık çalışanları bakımından meslek hastalığı olarak kabul edilmesinin en temel sonucu, Sosyal Güvenlik Kurumunun gelir kaybı yaşayan sağlık çalışanlarına ve yakınlarına 5510 sayılı Kanun kapsamında meslek hastalığı sigortası adına birtakım ödenekler sağlayacak olmasıdır. Sosyal güvenlik kapsamında ayrılan ödenekler çalışanın ücreti anlamına gelmemektedir. Çünkü çalışan bir üretim yapmakta ve bunun karşılığını almakta değildir. Sadece çalışamadığı süre boyunca yoksulluk içerisine düşmesini önlemek amacıyla alınan tedbirlerdir. Buna karşılık tazminat ile ödenek de farklı şeylerdir. Tazminat bir kusur neticesinde uğranılan zararın karşılanması için bedel olarak verilmekte iken buradaki ödenek sosyal devlet anlayışının gereği olarak ödenmektedir.[4]

Belirtmek gerekir ki kamu görevlilerinin hastalığa karşı güvencesi, 5510 sayılı kanunun konusu olmayıp 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu madde 105’te ve 09.03.2011 tarihli Sağlık Bakanlığı İzin Yönergesi madde 30'da düzenlenmiştir. İlgili hükümlere göre meslek hastalığına tutulan memur sıfatını haiz sağlık çalışanları, aylık ve özlük haklarına dokunulmaksızın iyileşinceye kadar izinli sayılırlar.

5510 sayılı Kanun madde 16’da yer alan iş kazası veya meslek hastalığı sigortasından sağlanan haklar şunlardır:

a) Sigortalıya, geçici iş göremezlik süresince günlük geçici iş göremezlik ödeneği verilmesi.

b) Sigortalıya sürekli iş göremezlik geliri bağlanması.

c) İş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine, gelir bağlanması.

d) Gelir bağlanmış olan kız çocuklarına evlenme ödeneği verilmesi.

e) İş kazası ve meslek hastalığı sonucu ölen sigortalı için cenaze ödeneği verilmesi.

Bu çalışma kapsamında haklardan kısaca bahsedilecek olup hesaplanma detaylarına girilmeyecektir.

GEÇİCİ İŞ GÖREMEZLİK ÖDENEĞİ

Sosyal Güvenlik Kurumu, koronavirüs sebebiyle geçici gelir kayıpları yaşayan sağlık çalışanlarına geçici iş göremezlik ödeneği vermek suretiyle uğradıkları zararı azaltmaya çalışmaktadır. Geçici iş göremezlik ödeneği, sigortalı kişinin bakmakla yükümlü olduğu kişilerin bulunup bulunmaması veya sayısı önemsenmeksizin eşit oranda ödenmektedir. Fakat primlere esas teşkil eden gelire orantılı bir ödeme söz konusudur.[5]

Sağlık çalışanlarının geçici iş göremezlik ödeneğinden yararlanabilmesi için 5510 sayılı kanun madde 18’de belirtilen koronavirüs kaynaklı istirahat raporu alması şarttır. Bir sağlık çalışanı, henüz işe girdiği ilk gün koronavirüse yakalansa bile priminin hiç ödenmemiş olmasına bakılmaksızın bu ödenekten faydalanabilecektir. Sağlık çalışanının maruz kaldığı zarar geçici nitelik taşıması nedeniyle hak kazandığı geçici iş göremezlik ödeneği de geçici olacak ve koronavirüs tedavisi biten sağlık çalışanının yeniden işine dönmesi gerekecektir. Çünkü bağlanan geçici iş göremezlik ödeneği, sağlık çalışanının tamamen iyileşmesi sonucunda kesilecektir.

SÜREKLİ İŞ GÖREMEZLİK ÖDENEĞİ

Sürekli iş göremezlik ödeneği ise koronavirüs sebebiyle sağlık çalışanının tekrar iş göremeyecek şekilde gördüğü zarar neticesinde çalışma gücünün azalması veya tamamen kaybolması sonucunda ödenebilecektir. Burada dikkat edilmesi gereken ilk husus sağlık çalışanının sigortalı olması şartıdır. Daha sonrasında ise sağlık çalışanının meslek hastalığı (koronavirüs) sonucunda sürekli iş göremez hale gelmesi gerekmektedir. Yani sağlık çalışanı, koronavirüs haricinde iş göremez hale geldiyse kendisine sağlanan gelir iş göremezlik geliri olmayacaktır. Ancak koşulları oluşmuş ise malullük sigortasından faydalanarak gelir elde etmesi mümkündür.

Sürekli iş göremezlik durumunun belirlenmesindeki en temel etken, sağlık çalışanının bakıma ne kadar muhtaç olduğu olacaktır; hesaplamada bu durum haricinde ödenen prim sayısının veya kişinin sigortalılık süresinin ne kadar olduğunun bir önemi olmayacaktır. Ancak sigortalılık süresi yeterince uzun olan veya yaşlılık aylığı bağlanabilecek şartları oluşturan kişiler bu gelirden ayrı olarak söz konusu nedenlerle gelir elde edebileceklerdir. Bu yüzden sürekli iş göremezlik gelirinde çalışma yılı veya prim ödeme gün sayısının etkisi bulunmamaktadır.[6]

Sürekli iş göremezlik durumunda bulunan sigortalı kişinin, kontrol muayenesinde şayet sürekli iş göremezlik oranında düşme yani iyileşme söz konusu ise gelir miktarı düşürülür. Eğer sürekli iş göremezlik durumu 10’un altına düşerse veya tümüyle iyileşirse geliri tamamen kesilir. Aynı şekilde iş göremezlik durumunda artış meydana gelmişse gelir miktarı derecesine göre artırılmaktadır.[7]

5510 Sayılı Kanun’un 22. maddesinin birinci fıkrasının a bendine göre: “Ceza sorumluluğu olmayanlar ile kabul edilebilir bir mazereti olanlar hariç, sigortalının iş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve analık nedeniyle hekimin bildirdiği tedbir ve tavsiyelere uymaması sonucu tedavi süresinin uzamasına veya iş göremezlik oranının artmasına, malûl kalmasına neden olması halinde, uzayan tedavi süresi veya artan iş göremezlik oranı esas alınarak dörtte birine kadarı Kurumca eksiltilir.” ibaresi bulunmaktadır.[8] Bu hususu göz önünde bulundurmak gerekir.

Son olarak, sağlık çalışanının kastı veya suç sayılır hareketi ile koronavirüse yakalanması sonucunda sağlık çalışanına geçici veya sürekli iş göremezlik ödeneği verilmeyecek olup bu durumda sağlık çalışanı yalnızca sağlık yardımlarından yararlanabilecektir.

HAK SAHİPLERİNE BAĞLANAN ÖLÜM GELİRİ VE ÖLÜM SİGORTASI

Koronavirüs sebebiyle hayatını kaybeden sağlık çalışanlarının hak sahiplerine 5510 sayılı kanun kapsamında ölüm geliri ve şartları sağlanmışsa ölüm sigortası bağlanabilecektir. Ölüm geliri ve ölüm sigortası ile geçimi sigortalı sağlık çalışanı tarafından sağlanan aile bireylerinin, sigortalı meslek hastalığı sonucu öldükten sonra geleceklerinin güvence altına alınması amaçlanmaktadır. Burada sağlanan korumanın konusunu ölenin geride bıraktığı aile bireyleri oluşturduğu için bir bakıma “geride kalanlar sigortası” olan ölüm sigortası ve ölüm geliri tüm modern sosyal güvenlik sistemlerinde kurulmuştur.[9]

Sağlık çalışanının meslek hastalığı dolayısıyla ölümü halinde geride kalanlara yapılacak yardımlar ve bunların koşulları meslek hastalıkları sigortası kapsamında 5510 sayılı Kanunda düzenlenmiş bulunmaktadır. Ölüm halinin hem ölüm sigortası, hem de ölüm geliri olarak iki ayrı sigorta kolu tarafından düzenlenmesi ise öğretide eleştirilmektedir.[10]

Hak sahiplerine ölüm geliri bağlanırken sigortalılık süresi, yaş veya prim ödeme gün sayısı gibi koşullar gözetilmeyecektir. 5510 sayılı Kanun madde 3/7’de, iş göremezlik geliri ile malullük, vazife malullüğü ya da yaşlılık aylığı alan kişilerin vefatıyla eş, çocuk, anne ve babaya gelir bağlanması veya ödeme yapılması durumunu ifade etmektedir. Hak sahiplerinin ölüm aylığından faydalanabilmesinde sigortalının ölümünden önce hak sahiplerinin geçimini sağlıyor olması şartı aranmaktadır.[11]

Sağlık çalışanının koronavirüs sebebiyle ölümü halinde hak sahiplerine ölüm geliri bağlanmasına ek olarak şartları sağlanmışsa ölüm sigortasından da aylık bağlanabilecektir. Eğer sağlık çalışanı ölüm sigortasından aylık bağlanması için gerekli koşulları yerine getirdikten sonra koronavirüs sebebiyle ölmüşse hak sahiplerine hem meslek hastalığı sigortasından hem de ölüm sigortasından aylık bağlanabilecek ancak bu durumda gelir ve aylıkların birleşmesine ilişkin 5510 sayılı Kanunun 54/1-c maddesi uygulanacaktır: “Malullük, yaşlılık, ölüm sigortaları ve vazife malullüğü ile iş kazası ve meslek hastalığı sigortasından hak kazanılan aylık ve gelirler birleşirse, sigortalıya veya hak sahibine bu aylık veya gelirlerden yüksek olanın tamamı, az olanın yarısı, eşitliği halinde ise iş kazası ve meslek hastalığından bağlanan gelirin tümü, malullük, vazife malullüğü veya yaşlılık aylığının yarısı bağlanır.”. Yani, hem meslek hastalığına bağlı ölüm geliri, hem de ölüme bağlı ölüm aylığı bağlanması halinde bunlardan yüksek olanı tam, düşük olanı ise yarımdan ödenir. Bir anlamda hak sahipleri bir buçuk maaşa hak kazanmış olur. Ayrıca sağlık çalışanının dul kalan eşinin kendisine ait almakta olduğu bir emekli maaşı varsa üç maaş ödenmeyecek olup dul eşe en fazla ödenme imkânı olan iki maaş ödenecektir. Ancak dul eş, memur emeklisi ise üç maaşı da almaya hak kazanacaktır.

Kanunla kurulu sosyal güvenlik kuruluşlarından malullük veya emeklilik aylığı alan sağlık çalışanlarının, yeniden bir işverene bağlı olarak hizmet akdiyle bir hastanede çalışması sonucu bu kimselerin de koronavirüsten ölümü halinde, hak sahiplerine meslek hastalığı sigortasından gelir bağlanması söz konusu olacaktır.

EVLENME VE CENAZE ÖDENEĞİ

5510 sayılı Kanun 37/1’e göre, evlenmeleri sebebiyle aylık veya gelirleri kesilen kız çocukların iki yıllık alacakları gelir veya aylıklar bir kereliğine “evlenme ödeneği” olarak peşin ödenmektedir. Babaları ölen kız çocuklarına verilen bu ödenek annelerinden dolayı kendilerine gelir bağlanmış kız çocuklarına da evlenme durumlarında verilmektedir. Ancak kız çocuk malul ise geliri kesilmemektedir ve bu sebeple evlenme ödeneğinden faydalanamayacaktır. 5510 sayılı Kanun 37/2’ye göre evlenme ödeneği verilmesi durumunda diğer hak sahiplerinin aylık veya gelirleri evlenme ödeneği verilen sürenin bitimini takip eden ödeme döneminden itibaren 34. maddeye göre yeniden belirlenmektedir.[12]

Sigortalının ölümünden sonra doğacak masraflar bir defaya mahsus olmak üzere karşılanmaktadır. 5510 sayılı Kanun 37/3’te “iş kazası veya meslek hastalığı sonucu veya sürekli iş göremezlik geliri, malullük, vazife malullüğü veya yaşlılık aylığı almakta iken ya da kendisi için en az 360 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası primi bildirilmiş olup da ölen sigortalının hak sahiplerine Kurum Yönetim Kurulunca belirlenip Bakan tarafından onaylanan tarife üzerinden cenaze ödeneği ödenir” ifadesi yer almaktadır.

SONUÇ OLARAK

Meslek hastalıkları, işyeri ortamında bulunan faktörlerin etkisi ile meydana gelen hastalıklara verilen genel ad olup mesleki faaliyet dolayısıyla uzun zamana yayılan bir süre içerisinde sigortalının sağlığının bozulması durumudur. Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemik olarak ilan edilen yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgını, bulaşıcı hastalık olması sebebiyle hastanelerde çalışan sağlık çalışanları açısından yeni bir meslek hastalığı haline gelmiştir.

Sağlık çalışanları, koronavirüse yakalanmaları sebebiyle çalışamamakta ve maddi gelir kaybına uğramaktadır. Meslek hastalığı sonucu yaşanan gelir kaybının mümkün olduğunca giderilmesi için hukukumuzda birtakım maddi desteklerin sağlanması açısından düzenlenmeler yapılmıştır. Düzenlemelere göre maddi desteğin sağlanması için aranan şart, sağlık çalışanının yakalandığı hastalık neticesinde geçici veya sürekli olarak iş göremez hale gelmesi veya ölmesidir. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından meslek hastalığına yakalanan sigortalıya geçici veya sürekli iş göremezlik geliri ile sigortalının ölümü halinde hak sahiplerine bağlanan gelir gibi yardımların yukarıda açıklanan gerekçelerle, koronavirüse yakalanan sağlık çalışanları ve yakınları bakımından da uygulama alanı bulacağı açıktır.

 

[1] Yeşilmen, EY. Sağlık Çalışanlarını Tehdit Eden Hastalıklar ve Patojenler: İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Üzerinden Çözüm Önerileri, YÖK Ulusal Tez Merkezi, 2017; ss. 12

[2] Okumuş, İ. Türk Sosyal Güvenlik Hukuku Kapsamında İş Kazası ve Meslek Hastalıkları Sigortası, YÖK Ulusal Tez Merkezi, 2019; ss. 52

3 "506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 109 ncu maddesinde sözü edilen sigortalıların sürekli işgöremezlik, malullük ve erken yaşlanma halleri ile hak sahibi kimselerin malullük durumlarının tesbitine ilişkin raporlar üzerine, Kurumca verilen karara ilgililer tarafından itiraz edilerek durumun Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanması halinde ilgililerin buna karşı mahkemeye başvurabileceklerine, mahkemenin söz konusu kararla bağlı bulunmadığına ve içtihad aykırılığının bu suretle giderilmesine 28.6.1976 gününde Yargıtay Büyük Genel Kuruluna katılan Üyelerin üçte ikiyi aşan çoğunluğu ile karar verildi." https://www.lexpera.com.tr/ictihat/yargitay/e-1976-6-k-1976-4-t-28-06-1976

[4]Demircioğlu, M., Değişik Yargı Kolu Uygulamalarında İş Göremezlikten Doğan Tazminatlar, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2005; ss. 22

[5] Süngü:2007; ss 55

[6] Abdal, P.; Çakır, M. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Mücadelesinde “Profesyoneller” Üzerine, Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi (MSG), 18.68-69, 2019; ss. 27-34

[7] Güzel vd. 2014; ss. 315

[8] Kırmızı, E; Hüseyinli, N. Sosyal Güvenlik Hakkının Geleceği Üzerine Bir Değerlendirme, Çalışma ve Toplum, 2019; ss. 1203-1236

[9] Tuncay; Ekmekçi: ss. 462

[10] Bkz. Tunçomağ: ss. 489; Güzel Okur, C: ss. 709

[11] Akbay, 2012; ss. 80

[12] Okumuş, İ. Türk Sosyal Güvenlik Hukuku Kapsamında İş Kazası ve Meslek Hastalıkları Sigortası, YÖK Ulusal Tez Merkezi, 2019; ss. 78-79

 
Etiketler: Aybüke Özdağ, Covid-19 ve hukuki sonuçlarına kısa bir bakış
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
Haber Yazılımı